Adı Konulamayan Kötülükten Karanlık Lorda: Fantastik Anlatılarda "Stranger Things"
Stranger Things dizisi geçtiğimiz günlerde final yaptı. Final ile birlikte pek çok tartışma alevlenmiş olsa da dokuz yıl önce başlayan bu macerada şahit olduğumuz büyüme hikâyelerinde kendimizden bir şeyler bulduğumuz kesin. Zaten fantastik hikâyelerin yaptığı tam da bu değil midir? En garip ve tuhaf olanın içinde kendimizi evimizde hissettirir ya da ev dediğimiz yerlerin tuhaflığını görünür hâle getirir. O nedenle bu dizinin isim seçiminin çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Freud’un tekinsizlik kavramı ile doğrudan ilintili bir seçim bu.
Dizi “Strange Things” değil, “Stranger Things” adını taşır. Yani “garip şeyler”den çok, daha da yabancılaşmış şeyler söz konusudur. Bu küçük fark, tekinsizliğin doğasını görünür hale getirir. Tekinsiz olan şey bir anda ortaya çıkmaz, zaten orada olan ama şimdi başka türlü görünen bir şeydir.
Dizide olan bitenler hiçbir zaman bütünüyle “dışarıdan” gelmez. Tehdit uzaydan, bilinmeyen bir gezegenden ya da başka bir evrenden gelse de Hawkins’in içindedir, hatta onunla benzerdir, ters yüz edilmiş halidir. Evlerin duvarlarında, okullarda, laboratuvarlarda, çocuk odalarında belirir. Fantastik anlatılara aşina olanlar için kötülüğün bu denli yakında belirmesi yabancı değildir. Kötülük bazen bir yüzük olarak cebe girer, bazen küçük bir oğlanın alnındaki yara izinde görünür hâle gelir. Ancak bu yakınlık, onu adlandırmayı kolaylaştırmaz, aksine çoğu zaman zorlaştırır. Hatta adlandırmak, adını söylemek bile yasaklanır. Harry Potter evreninde Voldemort’un adının telaffuz edilmemesi, onun yerine “You Know Who” (Kim Olduğunu Bilirsin Sen) ya da “He Who Must Not Be Named” (Adı Anılmaması Gereken Kişi) gibi dolaylı ifadelerin kullanılması, tanıdık olanın yabancılaşmasından duyulan bu korkuyu açık biçimde yansıtır. Tolkien’in Orta Dünya anlatısında ise Sauron’un kötülüğü Vecna ya da Voldemort sonradan kazanmaz ismini. Herkes Sauron ismini bilir fakat onun da yüzü, bedeni yoktur. Bu, onun etkisini daha da artırır. Karşısına geçilemeyen, bakışıyla temas edilemeyen bu figür, belirli bir bedenle sınırlandırılamadığı için her yere sızabilen, ele geçiren bir tehdit hâline gelir. Bu ele geçirme, yüzük aracılığıyla başkalarının arzusu üzerinden işler. Yüzük, gücü vaat ederek taşıyanın içindeki hasetli, ele geçirici ve denetleyici parçayı harekete geçirir. Bu yönüyle Sauron, adlandırılmış ama temsil edilememiş bir kötülüğü iç dünyada dağılmış, kişiselleşmeyen fakat ilişkiselliği çözen bir kötü nesne örgütlenmesini görünür kılar.
Kötülük Adlandırıldığında: Vecna
Stranger Things’de kötülük uzunca bir süre adlandırılmadan kaldı. Öncesinde “Demogorgon” vardı. Bu yaratık, hayvansı ve içgüdüsel hâliyle nereden geleceği belli olmayan, öngörülemeyen temel bir tehdit olarak tekinsizliği besleyen unsur olarak kaldı ilk sezonda. İkinci ve üçüncü sezonlarda Demogorgonların eylemlerinin ardında onları örgütleyen bir güç sezilse de henüz bunun bir temsili yoktur. Bu yüzden düşünceye dönüşmeyen, temsil edilemeyen her şey gibi onlar da her yerden saldırır. Vecna’nın ortaya çıkışı tam da bu bağlamda işlerin rengini değiştiren bir aşamadır. Dördüncü sezonda tehdit ilk kez bir yüz kazanır, bir bakışla, bir sesle belirir. Daha da önemlisi, bu varlığa bir isim verilir. Çocukların Dungeons & Dragons evreninden ödünç aldıkları “Vecna” adı, etrafta dolaşıp duran kötülüğe bir isim verir. Kötülük ilk kez “bu”dur; Vecna’dır; artık belirsiz bir atmosfer değil, belirli bir faildir.
Bu adlandırma süreci aşamalıdır. Önce Vecna, travmaları hedef alan, bilinçli ve seçici bir varlık olarak tanındı. Ardından Creel House anlatısı açıldı, geçmiş, hikâyeye eklemlendi. Sonrasında Henry Creel–Vecna hattı kuruldu. Böylece kötülük yalnızca dışsal bir tehdit olmaktan çıkıp bir insan geçmişine, bir hikâyeye ve bir sürekliliğe bağlanmış oldu. Yani Vecna diziye sonradan eklenmiş bir kötü değil. Aksine, baştan beri orada olan ama uzun süre adı konamayan bir merkezdir. Dokuz yılda izlediğimiz sezonlar boyunca Demogorgonlar, Mind Flayer ve Upside Down, bu merkezin farklı tezahürleri olarak geriye dönük biçimde yavaş yavaş anlam kazanmış oldu.
Haset, Ele Geçirme ve Canlılığa Düşmanlık Ekseninde Karanlık Lordlar
Vecna, Voldemort ve Sauron farklı anlatı evrenlerine ait olsalar da aynı ruhsal örgütlenmenin farklı yüzleri olarak okunabilir. Bu örgütlenme, nesne ilişkileri kuramında içsel kötü nesnenin egemen hâle geldiği bir yapılanmaya karşılık gelir. Herhangi bir farklılığa izin vermeyen, denetleyici, yıkıcı, yok edicidirler. Bu nedenle bu figürler yalnızca “kötü karakterler” olmanın ötesinde, ruhsal alanda tüm diğer ilişkileri susturan bir çekim merkezi gibi çalışırlar.
İçsel kötü nesnenin ayırt edici özelliği, iyi nesneyle ilişki kuramamasıdır. İyi olanla beslenemez, bu yüzden onu yok etmeye yönelir. Haset sahnededir. Haset, başkasında bulunan iyi olana sahip olma arzusundan fazlasıdır, o iyinin bozulması ve ortadan kaldırılması isteği yaratır. Vecna’nın bağ kurabilen zihinlere saldırması, Voldemort’un sevgi kapasitesine mutlak yabancılığı, Sauron’un Orta Dünya’daki çoğulluğu tek bir iradeye indirgeme arzusu aynı haset mantığıyla işler. Bu figürler için canlılık, sevgi, oyun, yaratıcılık ve çoğulluk bir tehdit oluşturur. Çünkü canlılık, iyi nesnenin varlığına işaret eder. Hasetli yapı için bu kabul edilemezdir. Bu nedenle karanlık lordların hedefi yalnızca rakiplerini yok etmek değil, yaşamın kendisini çoraklaştırmaktır.
Zamana Direnen Kötülük: Yas Tutamayan Ruhsallık
Bu ele geçirici yapılar zamanın akışına ve değişim-dönüşüme yönelik dirençleriyle de ön plana çıkar. Üç figürde de zamanın akışının mutlak sonucu olan ölüm kabul edilmez, ertelenir, parçalanır, dışsallaştırılır. Yas tutulamaz. Yasın yokluğu, iç dünyada donukluk yaratır. Canlılık askıya alınır, dünya sabitlenir. Karanlık lordların “ölümsüzlük” arayışı, aslında kayıpla baş edemeyen bir ruhsallığın ifadesidir. Fakat onlara yakından bakınca ölümsüzlük arayışındaki bu karanlık lordlarda kendimize yakın bir şeyler bulabilir miyiz? Ölümle sonlanacağını bildiğimiz yaşantımıza dair hissettiğimiz bazı ikircikli duygular tüm şiddetiyle onlarda vücut bulmuş olabilir mi? Büyük bir kaybın ardından, ağır durumlarda yasın doğal acısı yerini melankolik bir saldırıya bırakabilir. Bu saldırı hem bireyin iç dünyasına hem de dünyaya yönelir. Kendilik değersizleşir, dünya anlamını yitirir, canlı olan her şey tehdit gibi algılanır. Melankolide kayıp dış dünyada değil, benliğin içinde yaşanır. İşte o zaman iç dünyaya dönen yıkıcılıkta bir karanlık lordun sesi yankılanır. Vecna ya da Voldemort’un o tüyler ürpertici sesleriyle düşünelim bunu. Tam bir hakikati dile getiriyormuş gibi konuşan, bazen fısıldayan o sesler, “artık hiçbir şey iyi olmayacak” derken bir kehaneti dile getiriyormuş gibidirler ve kehanete göre hareket eden birey, onun gerçekleşmesine neden olur eninde sonunda. Belki en büyük depresifler bu yıkımla beslenmeye başlar sonunda, karanlık lordların çorak dünyasında kendilerine göre bir güç anlayışı vardır.
Karanlık Lordlar ve Büyüme Hikayeleri
Karanlık lordların izlerini iç dünyamızda sürmeye başlayınca, neden onların sıklıkla büyüme ve ergenlik hikâyelerinde ortaya çıktığını da anlamış oluruz. Ergenlik, içsel nesne dünyasının yeniden örgütlendiği; iyi ve kötü nesnelerin yeniden ayrıştığı bir dönemdir. Haset, suçluluk ve yıkıcılık bu dönemde yoğunlaşır. İçsel kötü nesne daha tehditkâr hissedilir. Karanlık lord, ergen öznenin, ve yetişkinlikte de tekrar eden biçimleriyle, şu soruyla yüzleşmesini sağlar:
İçimdeki yıkıcı ve hasetli parçayla ne yapacağım?
Bu yazıda ele aldığım üç eserde de bu sorunun yanıtını vermek tek bir kahramana kalmamıştır. Karanlık lordla mücadele arkadaşlarla, yoldaşlarla mümkün olur. İçerideki kötü nesne de tek başına dengelenemez. Melankolide de durum aynıdır. Kişi kendi içine kapandıkça kötü nesne güçlenir. İyileştirici olan, yıkıcılığı tamamen ortadan kaldırmak değildir, ki bu belki de mümkün değildir, iyi nesne ilişkilerini yeniden aktive edebilmektir. Bu aktivasyon çoğu zaman küçük adımlarla olur: bir başkasının tanıklığı, ilişki içinde düşünmeye yeniden izin vermek, yükü paylaşabilmek. İyi nesne ilişkileri, içsel dünyada kapsayıcı bir yapı kurar. Bu yapı, karanlık lordu yok etmez ama onun mutlak egemenliğini sınırlar. Bu yazının başında sözü edilen tekinsizlik, adı konulamayan kötülüğün her yere sızabilme kapasitesine işaret ediyordu. Vecna, Voldemort ve Sauron, bu tekinsizliğin farklı biçimlerde adlandırılmış ya da adlandırılamamış hâlleridir. Onların dünyaları yalnızlıkla kurulur, karşılarında duranlar ise kötülüğü adlandırabildikleri, paylaşabildikleri ve ilişki içinde düşünebildikleri ölçüde onun mutlaklığını kırabilirler.